Metin Yazarı: Hamza Aytaç Dal­ga­lı­dere, Ekim 2011.

Bu yazı Fatih Üniver­si­tesi İleti­şim Der­gisi için kaleme alınmıştır.

5 Ekim gecesi Face­book hesa­bıma bak­mak için tele­fo­numu açtı­ğımda Facebook’un kuru­cusu Mark Zuckerberg’in bir gön­de­ri­sinde “Teşek­kür­ler Steve” ile biten ve geç­miş zaman kip­leri ile kurul­muş bir­kaç cümle oku­dum. O anda Steve Jobs’ın ölmüş oldu­ğunu fark ettim, bir kaç saat önce Steve, uzun yıl­lar­dır müca­dele ettiği kan­sere yenik düşmüştü.

Sadık bir Apple kul­la­nı­cısı olma­nın dışında, onunla hiç­bir bağım ve de tanı­şık­lı­ğım olma­dığı halde içimde bir buruk­luk his­set­tim. O gün boyunca, hatta bir iki gün daha aynı üzün­tüyü duy­dum, bir yan­dan da bu buruk­luğa anlam ver­meye çalış­tım. Dün­yada her­halde hiç­bir işa­da­mı­nın ölümü, böy­le­sine geniş bir kitle tara­fın­dan üzüntü ile kar­şı­lan­ma­mış­tır. Apple web site­sinde yayın­la­nan taziye mesaj­la­rını oku­dukça bu hay­ran­lık dere­ce­sin­deki sev­gi­nin neden­leri üzerinde düşün­meye başladım.

Bugün Apple mar­kası ile üreti­len ve kısa sürede birer feno­men haline gelen ürün­lere bak­tı­ğı­mızda bir­ço­ğu­nun tasa­rım­la­rı­nın arka­sında Jonat­han Ive’yi görü­rüz, her­ke­sin çok yakın­dan tanı­dığı iPhone da Jonat­han Ive tasa­rım­la­rın­dan yal­nızca bir tanesi. Per­de­nin arka­sında elbette Jony gibi onlar­cası var. Peki bu yazıyı oku­yan­la­rın kaç tanesi Jony’nin ismini daha önce duy­muştu? Çok azı. Oysa iMac, Mac­Book Air, iPod, yek­pare kasa ile üreti­len Mac­Book Pro gibi ürün­le­rin hep­si­nin kav­ram­sal tasa­rım­ları ve tasa­rım uygu­la­ma­ları Jonat­han Ive tara­fın­dan geliştirilmişti.

Steve hak­kında yazıl­mış Türkçe ve İngi­lizce bir­çok makale ve biyog­rafi oku­dum. Hepsi de Steve’den son derece kibirli, neşeli bir katı­lığı olan, aynı zamanda ola­ğa­nüstü kuralcı biri ola­rak bah­se­di­yordu. Hatta bir arka­da­şım­dan duy­du­ğum bir anek­dotta asan­sörde kar­şı­laş­tığı bir Apple çalı­şa­nına kurumda ne iş yap­tı­ğını sor­muş ve tek bir cümle ile kar­şı­lık ala­ma­dığı için o çalı­şanı işten çıkar­mış. Ada­mın yap­tığı işi bir cümle ile açık­la­ya­bil­mesi gerek­ti­ğini düşü­nür­müş, Steve’nin basit­lik kuralı olsa gerek.

Eins­tein hiç­bir soru­nun ken­dini yara­tan zihin düzeyi ile aynı düzeyde bir bakış açısı ile çözüle­me­ye­ce­ğini söy­le­miş. Yıl­larca fikir üretme sorum­lu­luğu taşı­yan işlerde çalış­tım. Rek­lam­cı­lık, proje yöne­ti­ci­liği gibi kre­atif yön­leri olan işlerdi bun­lar, her birinde buluş yap­mak, yeni bir bakış açısı geliş­tir­mek önce­lik­le­ri­miz ara­sın­daydı. Bu işleri yapar­ken ne zaman iyi bir fikir bul­sak, yeni bir bakış açısı ile soruna yak­laş­sak çoğun­lukla kar­şı­mıza ya çok kuralcı bir yöne­tici ya da yeni­lik­çi­liğe karşı bir marka ya da firma sahibi çıktı. Bir kaç istisna dışında büyük fikir­ler hep viz­yon­suz­luk depo­sunda ölüme ter­ke­dildi, kimi zaman dev­rim­sel nite­lik­teki fikir­le­rin son kul­lanma tarih­leri bile geçti gitti. Bir marka, şirket ya da top­lu­lu­ğun viz­yonu, o top­lu­lu­ğun başın­daki yöne­ti­ci­le­rin viz­yo­nunu asla aşa­mı­yor. İçeri­sinde dâhi­le­rin çalış­tığı kurum­lar bile, yöne­ti­ci­le­rin yeni­lik­çi­liğe kapa­lı­lığı, kişi­sel hırs­lar gibi sebep­ler yüzün­den iler­le­ye­mi­yor, hatta mev­cut potan­si­ye­li­nin yarı­sına bile ula­şa­mı­yor. Bir gün meş­hur rek­lamcı David Ogilvy, şirke­ti­nin yöne­tim kurulu top­lan­tı­sında yöne­ti­ci­le­rin her biri­nin önüne birer mat­ruşka koyar ve şöyle der: “O bebek siz­si­niz! Açın onu.” Yöne­ti­ci­ler bebek­leri açar ve için­den daha küçük bebek­ler çıkar. Onlar bebek­leri açtıkça bebek­ler küçü­lür. En sonunda en küçük bebe­ğin içinde küçük bir kağıt bulur­lar. Kağı­dın içinde şunlar yazı­yor­dur: “İşe ken­di­niz­den küçük insan­ları alır­sa­nız sonunda bir cüce­ler şirke­tine dönü­şü­rüz. Ancak işe büyük adam­ları alır­sa­nız bir dev olma şansı­mız var.”

Steve Jobs kadar kibirli ve kuralcı da olsa­nız, yeni­likçi bir viz­yon sahibi ve baş­ka­la­rı­nın par­lak fikir­le­rine sanş tanı­ya­cak kadar akıllı biriy­se­niz, oyun­cu­ları ve kural­ları çoktan belir­len­miş bir­çok sek­töre yıl­lar sonra dahil olsa­nız bile lider ola­bi­lir­si­niz. Mobil tele­fon­lar sek­tö­ründe Apple’ın iPhone ile yap­tığı da tam ola­rak bu değil miydi?

Kişi­sel ya da kurum­sal kural­la­rı­nızı yeni­likçi fikir­lere yer açmak için değiş­tirme cesa­re­ti­niz olma­dıkça kural­ları değiş­ti­ren bir deği­şi­min öncüsü ola­bilme şansı­nız da yok. Her­şe­yin ötesinde Steve’yi önemli ve eşsiz kılan, onca kibi­rine rağ­men dev­rim­sel nite­likte ürün­le­rin önünü aça­rak onları geliş­ti­ren adam­lara bu ürün­leri dün­yaya sunma imkanı tanı­mış olma­sı­dır. Stan­ford mezu­ni­yet konuş­ma­sında söy­le­diği gibi: “Yeniye yer açmak için eski­nin orta­dan kal­dı­rıl­ması gere­kir. Şu anda yeni olan siz­si­niz, ancak çok da uzak olma­yan bir gün, ‘eski olan’ da siz ola­cak ve yaşam sah­ne­sin­den silineceksiniz.”

Not: Bahsi geçen Aç Kal, Budala Kal baş­lıklı Stan­ford mezu­ni­yet konuş­ma­sı­nın tam metni için: http://tr.wikisource.org/wiki/Aç_Kal,_Budala_Kal


İlgili kayıt­lar:

  1. Kötü!.. Sen neden varsın?
  2. Hamza Aytaç, Fatih Üniversitesi’nde